Zorlandığın Zamanlarda Zihninle Nasıl İlişki Kuruyorsun?
- 12 Nis
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 5 gün önce
Stres hayatımızın bir yerinde hep varlığını hissettirir; kimi zaman oldukça yoğun ve sarsıcı, kimi zaman ise fark edilmeden arka planda akıp giden bir eşlikçi gibi. Ancak neredeyse hiçbir zaman tamamen yok olmaz. Çoğu zaman hayatın bir döneminde “şu süreç bitsin, biraz rahatlayayım” diye düşünürüz ve daha az stresli bir hayat hayal ederiz.
Ama bir noktada fark ederiz ki, stresin tamamen ortadan kalktığı bir hayat pek mümkün değil.
Asıl soru şu oluyor: Bu kaçınılmaz olan stresle nasıl bir ilişki kuruyoruz?
Çünkü aslında yaşam kalitemizi belirleyen şey, stresin kendisi değil… onunla nasıl ilişki kurduğumuz, onu nasıl karşıladığımız.
Bu noktada Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı (MBSR) önemli bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. 1979 yılında Jon Kabat-Zinn tarafından Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde geliştirilen bu program, bugün dünya genelinde uygulanan, bilimsel temellere dayanan uluslararası bir yaklaşımdır. Türkiye’de ise uzun yıllardır Prof. Dr. Zümra Atalay tarafından yürütülmektedir.
Bu program, stresle olan ilişkimizi kökten ele alır ve belki de ilk kez bize şunu deneyimleterek öğretir: Stresi yok etmeye çalışmaktan ziyade, onunla nasıl ilişki kurduğumuzu fark etmek.

Hepimiz Bir Şeyler Biliyoruz… Ama Yapamıyoruz
Bugün birçok insan mindfulness hakkında bir şeyler biliyor. Kitaplar okunuyor, videolar izleniyor, konuşmalar dinleniyor…
Ama çoğu zaman şu noktada kalıyoruz: “Evet, bunu biliyorum… ama günlük hayatımda uygulayamıyorum.”
Çünkü bilgi ile beceri aynı şey değil.
Bir şeyi bilmek, onu yapabilmek anlamına gelmiyor. Özellikle konu zihnimiz olduğunda…
Zorlayıcı bir düşünce geldiğinde ne yapacağımızı bilmiyoruz. Yoğun bir duygu içindeyken nasıl duracağımızı bilmiyoruz. Kendimizi tehdit altında hissettiğimizde bedenimizde olanları nasıl karşılayacağımızı bilmiyoruz.
MBSR tam da bu yüzden “konuşma” değil, bir deneyim programı.
9 haftalık yapılandırılmış süreç boyunca her hafta biraz daha derinleşen bir pratik alanı oluşur. Bu süreçte:
Zihnimizle kurduğumuz ilişkiyi fark etmeye başlarız. Düşüncelerimizin nasıl ortaya çıktığını, nasıl devam ettiğini ve bizi nasıl etkilediğini daha net görürüz.
Günlük yaşamda çoğu zaman fark etmeden verdiğimiz otomatik tepkileri yakalamayı öğreniriz. Aynı durumlara tekrar tekrar benzer şekillerde tepki verdiğimizi fark etmek ve bu tepkileri seçilmiş “yanıtlara” dönüştürmeyi öğreniriz.
Zorlayıcı duygu durumlarıyla karşılaştığımızda onlardan kaçmadan, bastırmadan ya da hemen çözmeye çalışmadan onlarla kalabilme kapasitemiz gelişir.
Bedenimizle yeniden temas kurarız. Gün içinde çoğu zaman fark etmediğimiz bedensel sinyalleri (gerilim, yorgunluk, sıkışma gibi) daha erken fark etmeye başlarız.
Dikkatimizi yönlendirme ve sürdürebilme becerimiz güçlenir. Zihnin sürekli dağılma eğilimini fark edip nazikçe yeniden şimdiki ana getirebilmeyi öğreniriz.
Yaşamın içindeki anları fark etme kapasitemiz artar. Sadece zor olanla değil, hoş olanla da temas kurabilmeye başlarız.
Kendimize karşı daha anlayışlı, daha şefkatli bir tutum geliştirmeye başlarız. Zorlandığımız anlarda kendimizle kurduğumuz dil değişir.
Bu süreç bir anda gerçekleşmez. Bir farkındalık anı her şeyi değiştirmez. Ama düzenli pratikle, adım adım ilerleyen bu öğrenme hali zamanla içselleşir. Tıpkı kas geliştirmek gibi… tekrar ettikçe güçlenen, deneyimledikçe derinleşen bir beceriye dönüşür.

Zihnimizle Nasıl İlişki Kuracağımızı Hiç Öğrenmedik
Hayat boyunca bize hep şunlar öğretildi:
İnsanlarla nasıl iletişim kurmalıyız?
Nasıl davranmalıyız?
Nasıl tepki vermeliyiz?
Ama kimse bize şunu öğretmedi: Zihnimizin içeriğiyle nasıl ilişki kuracağız?
Örneğin, zihninizden zorlayıcı bir düşünce geçtiğinde ne yapıyorsunuz?
Onu bastırmaya mı çalışıyorsunuz? Yok saymaya mı? Yoksa fark etmeden onun içinde kayboluyor musunuz?
Aynı şey duygular için de geçerli. Yoğun bir kaygı, öfke ya da üzüntü geldiğinde…
Çoğu zaman ya kaçıyoruz, ya bastırıyoruz ya da onunla tamamen özdeşleşiyoruz.
MBSR programı burada çok temel bir kapı açıyor: Zihnimizde olan biteni olduğu haliyle fark edebilmek.
Ve bu farkındalık, zamanla ilişkiyi dönüştürüyor.
Sadece Zor Olanla Değil, Hoş Olanla da Temas Kurmak

Ruh sağlığı deyince çoğu zaman aklımıza zor duygular geliyor. Kaygı, stres, öfke, üzüntü…
Ve genelde bunları azaltmaya çalışıyoruz. Ama gözden kaçırdığımız çok önemli bir şey var:İyi oluş halimizi sadece zor olanla kurduğumuz ilişki belirlemez.
Aynı zamanda:
Hayattaki güzel anları fark edebilme
Onları içimize alabilme
Ve gerçekten hissedebilme kapasitemiz de belirler
Çoğu zaman güzel bir şey olur… ama zihnimiz başka yerdedir. Ya geçmişte ya gelecekte…Ve o anı kaçırırız.
MBSR, sadece zorlayıcı duygu ve düşünceler için değil, yaşamın içindeki iyiliği fark etmeyi ve içselleştirmeyi de öğretir.
Dinlemek: Sandığımızdan Çok Daha Zor
Birine gerçekten kulak vermek… Onu olduğu gibi dinlemek… Aslında düşündüğümüzden çok daha zor.
Çoğu zaman:
Karşımızdakini dinlerken kendi söyleyeceklerimizi düşünürüz
Ya da dikkatimizi sürdüremeyiz
Ya da onun söylediklerini değil, söylemek istediğini varsayarız
Yani aslında dinlemeyiz.
MBSR sürecinde çoğu kişinin fark ettiği önemli noktalardan biri şudur: Birini dinlerken bile zihnimiz aslında durmaz; düşünceler, yorumlar ve içsel diyaloglar sürekli akmaya devam eder.
Ve bunu fark etmek bile başlı başına bir dönüşüm.
Zamanla:
Dikkatimizi gerçekten karşımızdaki kişiye verebilmek
Aynı anda içimizde olanları da fark edebilmek
Ve “dinleme”yi bir beceri haline getirmek mümkün oluyor
Bu da ilişkilerde çok somut bir değişim yaratıyor.

Kronik Ağrı ile Kurulan İlişki: MBSR Ne Sunar?
Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı (MBSR), özellikle kronik ağrı yaşayan bireylerle yapılan çalışmalarda oldukça güçlü etkiler göstermiştir. Ancak burada önemli bir noktayı netleştirmek gerekir:
Bu program ağrıyı “ortadan kaldırmayı” vaat etmez.
Bunun yerine çok daha temel bir değişim sunar: Ağrı ile kurduğumuz ilişkiyi dönüştürmek.
Çünkü bilimsel çalışmalar bize şunu gösteriyor: Ağrı yalnızca bedensel bir deneyim değildir. Aynı zamanda zihinsel ve duygusal bileşenleri de vardır. Prof. Dr. Jon Kabat-Zinn’in kronik ağrı hastalarıyla yaptığı ilk çalışmalardan bu yana, mindfulness temelli yaklaşımların ağrının kendisinden çok ağrıya verilen tepkiyi değiştirdiği ortaya konmuştur.
Örneğin yapılan meta-analizlerde, Paul Grossman ve arkadaşları (2004), MBSR programına katılan bireylerde ağrı algısında azalma, stres düzeyinde düşüş ve genel iyi oluş halinde artış gözlemlemiştir. Benzer şekilde Hölzel ve arkadaşları (2011), mindfulness pratiğinin dikkat ve duygu düzenleme ile ilişkili beyin bölgelerinde değişim yaratarak ağrı deneyimini farklılaştırabileceğini göstermektedir.
Ağrının Görünmeyen Katmanları
Günlük hayatta ağrıyı çoğu zaman sadece fiziksel bir durum olarak düşünürüz. Oysa deneyim genellikle çok daha katmanlıdır.
Örneğin belinizde kronik bir ağrı olduğunu düşünün. O anda sadece bedensel bir his yoktur. Aynı anda zihinde şu düşünceler de belirebilir:
“Ya bu hiç geçmezse?”
“Yarın daha kötü olursa?”
“Hayatım böyle mi devam edecek?”
Yani ağrının içine geçmiş deneyimler, geleceğe dair kaygılar ve zihinsel senaryolar karışır. Bilimsel araştırmalar bu düşünce biçiminin ağrı deneyimini daha yoğun ve zorlayıcı hale getirdiğini göstermektedir.
MBSR Bu Döngüyü Nasıl Değiştirir?
MBSR sürecinde kişiler yavaş yavaş şunu deneyimlemeye başlar: Ağrıyı olduğu haliyle fark etmek.
Program boyunca yapılan beden farkındalığı pratiklerinde, katılımcılar şunu keşfeder: Ağrı sabit değildir. Değişir, dalgalanır, bazen yoğunlaşır bazen hafifler.
Bu farkındalıkla birlikte önemli bir ayrım ortaya çıkar:
Birincil deneyim: Bedensel ağrının kendisi
İkincil tepkiler: Kaygı, korku, direnç, zihinsel hikâyeler
Mindfulness pratiği özellikle bu ikinci katmanı dönüştürür.
Somut Bir Değişim Nasıl Görünür?
Program katılımcılarından sıkça duyulan bir ifade şudur: “Ağrım geçmedi ama artık onunla savaşmıyorum.”
Örneğin daha önce ağrı ortaya çıktığında kişi, hemen panikleyebilir, dikkati tamamen ağrıya kilitlenebilir, zihninde “daha kötü olacak” senaryolar başlatabilir.
MBSR süreci sonrasında ise aynı kişi:
Önce ağrıyı fark eder
Bedendeki yerini gözlemler
Ona alan açar
Ve zihinsel hikâyelere kapılmadan kalabilir
Bu değişim, deneyimin tamamını dönüştürebilir.

Ağrı Varken de İyi Olmak Mümkün
MBSR ile birçok kişi şu önemli keşfi yapar: Ağrı varken de iyi olmak mümkündür.
Bu, ağrıyı sevmek ya da kabul etmek zorunda olmak anlamına gelmez. Ancak onunla sürekli savaşmadan yaşayabilmek anlamına gelir.
Ve bu değişim:
Stres düzeyini azaltır
Duygusal yükü hafifletir
Yaşam kalitesini artırır
Bilimsel çalışmaların da gösterdiği gibi, deneyimin kendisi aynı kalsa bile onunla kurulan ilişki değiştiğinde, iyi oluş hali anlamlı şekilde dönüşebilir.

Meditasyon: Zihni Boşaltmak Değil, Fark Etmek
“Meditasyon yapıyorum” diyen birçok kişi aslında şunu tarif eder:
Gözlerimi kapatıyorum
Zihnimi boşaltmaya çalışıyorum
Ama sonra şu gelir: “Olmuyor.” Çünkü zihin zaten boşaltılacak bir şey değil.
MBSR’da meditasyon çok daha farklı bir yerden ele alınır:
Bilimsel temellere dayanır
Sistematik olarak öğretilir
Aşama aşama ilerler
Ve en önemlisi: Zihni değiştirmeye değil, onu fark etmeye yönelir. Bu da zamanla daha sakin, daha dengeli bir zihin hali getirir. Zorlayıcı anlarda bile.
Neden Özellikle Prof. Dr. Zümra Atalay ile?
Türkiye’de mindfulness alanının gelişiminde önemli bir yere sahip olan Prof. Dr. Zümra Atalay, bu programı 12 yılı aşkın süredir yürütüyor.
Bu süreçte:
Binlerce kişi bu programdan geçti
Farklı alanlardan insanlar katıldı (psikiyatristler, psikologlar, ruh sağlığı uzmanları, kurumsal çalışanlar, yoğun tempoda yaşayan profesyoneller ve hayatında zorlayıcı dönemlerden geçen bireyler…)
Bu çeşitlilik, programın sadece belirli bir kitleye değil, yaşamın farklı alanlarından gelen insanlara nasıl temas edebildiğini de gösteriyor.
Ancak belki de daha önemli olan şu: Bu program yalnızca teorik bilgiye dayalı bir aktarım değil. Aynı zamanda uzun yıllara yayılan bir pratik, süpervizyon ve uluslararası eğitimlerin süzgecinden geçmiş bir yaklaşım.
Bu da şu anlama geliyor: Katıldığınızda sadece “ne yapmanız gerektiğini” dinlemezsiniz. Aynı zamanda bu pratiğin içinden gelen bir rehberlikle karşılaşırsınız.
Ve evet…
Bu fark hissedilir.
Belki de Hayatınızda En Az Bir Kez Denemeniz Gereken Bir Şey
Bazen bazı deneyimler vardır… Okuyarak, dinleyerek anlaşılmaz.
Yaşamak gerekir.
MBSR da biraz böyle bir deneyim.
Belki iddialı gelecek ama şunu söylemek mümkün: Herkesin hayatında en az bir kez bu programla tanışması gerekir.
Çünkü bu program:
Zihninizle ilişkinizi değiştirir
Stresle baş etme kapasitenizi artırır
İlişkilerinizi dönüştürür
Ve yaşamı daha doğrudan deneyimlemenizi sağlar
Eğer Buraya Kadar Okuduysan…
Belki de bu yazının bir yerinde kendinden bir parça yakaladın. Okurken bazı cümleler sana tanıdık geldi… belki de uzun zamandır içinde sessizce duran bir şeyi hatırlattı.
Belki sen de şu an:
Gün içinde daha dengeli hissetmek istiyorsun. Duygularının seni sürüklemediği, biraz daha sağlam basabildiğin bir yer arıyorsun.
Zihninin biraz yavaşlamasını, en azından seni bu kadar yormamasını istiyorsun. Sürekli düşünen, yorumlayan, endişelenen o akışın içinde biraz nefes almak…
Zorlayıcı anlarda ne yapacağını bilememekten yoruldun. Daha farklı bir şekilde karşılayabilmenin mümkün olup olmadığını merak ediyorsun.
İlişkilerinde daha çok “orada” olmak, gerçekten dinleyebilmek, daha az otomatik tepki vermek istiyorsun.
Bedeninle yeniden bağlantı kurmayı… sadece zihnin içinde yaşamamayı özlüyorsun.
Ya da belki de bunu çok net tarif edemiyorsun ama içten içe şu cümle geçiyor: “Bu böyle gitmesin.”
O zaman bu program bir başlangıç olabilir.
Detayları incelemek ve başvurmak için: https://www.mindfulnessinstitute.com.tr/mbsr
Anketi Yanıtla ve 23 Haziran başlangıçlı Mindfulness Temelli Stres Azaltma - MBSR Programında
%5 İndirim Kazan
Bu yazıda seni en çok düşündüren ya da etkileyen nokta hangisiydi?
Zihnimle kurduğum ilişkiyi hiç fark etmemiş olmak
Otomatik tepkilerimin ne kadar güçlü olduğunu görmek
Zorlayıcı duygularla kalabilmenin mümkün olduğunu fark etmek
Başka bir şey (yorumlarda yazabilirsiniz)
.png)



Yorumlar