Beyin ve Mindfulness
- 2 gün önce
- 3 dakikada okunur
Literatürde mindfulness’ın beyin fonksiyonları üzerindeki etkisi ile ilgili araştırmalar giderek artmaktadır. Özellikle, beynimizin amigdala bölümü üzerindeki etkisi.

Beynin medial temporal lobunun derinlerinde nöronlardan oluşan badem şeklindeki amigdala, duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasında öncelikli etkiye sahip bir bölgedir ve limbik sistemin yani duygudan sorumlu sistemin bir parçasıdır. Amigdala, algılamayla ilgilidir ve bu yüzden de çok önemlidir. Çünkü beyin neyi nasıl algılarsa ona göre tepkiler oluşturur. Araştırmalar 100 dakikalık meditasyon sonrasında bile amigdalanın tepkilerinin kontrol edilebilir hale geldiğini gösteriyor.
Bir kez daha hatırlamakta sakınca görmediğim için aynı cümleyi yine tekrarlayacağım:
Beyin esnektir ve birtakım çalışmalarla ya da uygulamalarla değiştirilebilir!
Memelilerin kaydedilmiş duygulara sahip bir beyne ihtiyacı vardır. Çünkü kayıtlı duygular, evrimleşme süreci içindeki en önemli hayatta kalma fonksiyonudur.
Beynin her saniye hatta her an aldığı veriler, çoğunlukla duygusal kortekse gider. Verilerin küçük bir bölümü de amigdalada kendine yer bulur.
Amigdala “bu bir tehdit mi?” diye tarama yapar. Bu evrimleşmedeki sabit sorudur.
Amigdala hızlı tepki verir. Başka bir deyişle: “Üzgün olacağına, güvende ol!” der. Amigdala tehlikeyi ya da tehdidi hemen algılar ve bedenin bütün hiyerarşik sıralamasını değiştirerek tamamen tehlikeye odaklanır ve ani reaksiyonlar geliştirir.
Örneğin köpekten korkan birini düşünün. Karşısında keskin dişlerini gösteren bir köpek havlayarak bu kişiye doğru koşuyor olsun. Bu kişi gideceği yere çok gecikmiş ve gideceği yerde hemen köpeğin ona doğru yaklaştığı yerde. Aslında arkasına baksa, arkasında köpeğin sahibi o anda köpekle oynuyor ve köpek de sahibine doğru koşmakta. O anda tek düşüneceği şey “kaçmalıyım” olacaktır. Dolayısıyla yolunu uzatıp başka bir yola doğru koşarak, gideceği yere gecikip gecikmediğini, köpeğin aslında nereye doğru koştuğunu sorgulamadan o anda yaşamsal tehdit olarak algıladığı durumdan kaçıp hayatta kalmaya yönelik tepki vermektedir.
Peki, bu süreç nasıl ilerler?
Resim giderek bulanıklaşmaya başladığında “HPA Axis” (kompleks geribildirim mekanizmalarına sahip nöroendokrin bir yolak) tetiklenir ve yoğun bir şekilde stres hormonu üretir. Beynin bütün bilgi öncelikleri değişir. HPS Axis eğer korkuyla tetiklenmişse korkuyu yaratan faktöre bağlı olarak beynin ve bedenin bütün ilgi odağında artık o korkuyla baş edebilmenin stresi vardır.

HPA Axis, dikkati ele geçirmiştir ve hafızadaki hiyerarşiyi değiştirmiştir. Hayatta kalma önceliğine göre tepki üreterek ya savaş, ya kaç, ya da donakal diyecektir.
Dolayısıyla amigdala, “savaş, kaç, donakal” tepkilerinin kaynağıdır.
Amigdalaya sahip olmak hayatın devamlılığı için son derece gereklidir. Tehlikeyi ve tehdidi süratle algılayıp yüksek stres hormonu sayesinde etkili tepkiler oluşturabilmek, beynin en güçlü meziyetlerindendir.
O halde sorun ne? Neden amigdalanın tepki verme süresini geciktirmenin yollarını arıyoruz?
Problem aslında amigdalanın bugün de her zaman olduğu şekilde faaliyet göstermesi.
Günümüz modern yaşamında ortada çoğunlukla yaşamsal bir tehdit ya da tehlike olmadığı halde amigdala bunu bir tehdit olarak algılayıp bizi ani tepkiler vermeye itiyor. Sembolik tehditler aslında o anda mevcut olarak orada olmayan ve geçmişte yaşanmış, gelecekte olma olasılığı olan veya belki de hiç yaşanmayacak olan durumlar, düşünceler ve duygulardan oluşur. Bunlar ani, dürtüsel ve seçimimiz olmayan tepkiler vermemize neden olur.
Örneğin bir baş ağrısını sadece bir baş ağrısı olarak algılamak yerine bunu bir tehdit olarak görüp “ya hep devam ederse, ya hiç geçmezse, ya beynimde tümör varsa” gibi düşüncelerle aniden bir korku hatta kaygı hissedip onunla savaşabilir veya onu düşünmemeye ve bastırmaya çalışarak ondan kaçabiliriz.
Ya da bize yönelik söylenen bir sözü tehdit olarak algılar ve güçlü duygusal tepkiler göstererek tartışmaya başlarız. Böylece ortalık toz duman olur. Sonrasında pişmanlık duyduğumuz duygusal tepkiler verebiliriz.
Amigdala bir impuls (dürtü) aldığında alın bölgesinin orta yerinde bulunan “prefrontal korteks (PFC)” yani beynin yönetim merkezi veriyi değerlendirir.
Yönetim merkezi, sembolik tehditleri fark edecek şekilde eğitilmişse sana “savaş, kaç ya da dona kal” komutu ulaşmadan evvel, “karşındaki adam senin patronun, konuyu kişiselleştirme, gülümse ve geç” der.
Bu bilgileri destekleyen bir bilimsel araştırmadan bahsetmek istiyorum:

Stanford Üniversitesi’nde araştırmacı nörobilim uzmanı Philippe Goldin, James Gross ve araştırma ekibi sosyal kaygı bozukluğu tanısı almış bireyler ile Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı (MBSR) öncesinde ve sonrasında fMRI beyin görüntüleme yöntemini kullanarak yaptıkları çalışmalarında MBSR’ı tamamlayan bu kişilerin anksiyete ve depresyonlarında azalma ve benlik saygılarında artma olduğunu belirtmişlerdir. Bu kişilere fMRI görüntüleri alınırken nefes farkındalığı uygulaması yapılmıştır. MBSR almış olan grup daha az olumsuz duygulanım deneyimi yaşamış ve aynı zamanda amigdala aktivitelerinde bir azalma gözlemlenmiştir. Dikkat düzenleme ile sorumlu beyin bölgelerinde daha fazla hareketlilik meydana gelmiştir.
"Uyaran ve tepki arasında bir boşluk var ve o boşlukta bizim tepkimizi seçme özgürlük ve kudretimiz yatar. Tepkimizde de gelişme ve özgürlüğümüz saklıdır."
-Viktor Frankl.
Prof. Dr. Zümra ATALAY'ın "Mindfulness: Bilinçli Farkındalık" adlı kitabından alınmıştır.
.png)



Yorumlar